Israr Etmekte Çok Sabırlıyız

İçinde olduğumuz durumlar için ısrar etmekte çok sabırlıyız. Anlaşamadığımız arkadaşlarımızla ilişkimizi sürdürmek, reddedildiğimiz kişiden defalarca şans istemek, mutsuz olduğumuz konularda mutlu olmayı istemek, çalışmak istemediğimiz bir iş yerinde kendimizden yaratıcılık beklemek.. sürer gider.


Bir cesaret, hayatımızda en ufak değişiklik olunca da;

"İnsanlarla anlaşamıyorum.

Beceriksizim.

Çirkinim.

Ben yetersizim, bu yüzden hayatımda ...... değiştirdim" gibi düşüncelerle boğuşuyoruz.


Bir arkadaşımın babası, ona, "Sonuca kavuşmamış bir şeyi sonlandırman, pes ettiğin anlamına gelmez. Bunu denemeseydin pes etmiş olurdun" sözünü söylemiş. Sanırım ben bunun bokunu çıkardım. Önümüzde ki haftadan itibaren o kadar yoğun bir dönem beni bekliyor ki. Bas gitar dersi, Google SEO için dersler, nefes koçluğu sertifika programı ve geçen haftalarda bana çok iyi gelen seminerin 2. bölümüne katılacağım. Bunlar olurken de benim için önemli olan 2 olay neticeye kavuşmuş olacak. Anlatırken, böbürlenmek gibi bi his büyüyor içimde. Bu yüzden korkuyorum. Değişmekten de korkuyorum. Yeni bir şeye temel atmaya yeltenince hep bu his oluşuyor içimde. "Çok değişeceğim, bu şey egomu güçlendirecek ve bana iyi gelmeyecek" düşüncesi. Sürekli bu düşünce geldiğinden dolayı birçok fırsata adım atamadım. Attıysam da sesim çıkmadı. Böyle düşündüğüm için bile böbürlenebiliyorum. "Sen farklısın Kübra" düşüncesi çokça geliyor. Egomdan kurtulmak istedikçe de daha çok güçleniyor. Bu kurtulma hissinin de egodan kaynaklandığı biliyorum.

Biri bana güzel bir şey dediğinde; "Hayır, söylediğin gibi değil. Ben çok egolu biriyim ve bunu bana egom yaptırıyor" diyorum içimden. Geçenlerde arkadaşım "ego kötü bir şey değil ki" dedi. Ben de farkında olmayınca çok zarar verebiliyor dedim. Farkındayım ve farkında olmak bile egodan kaynaklanıyormuş gibi geliyor.. derken bu hikayeyle karşılaştım.


"Zamanın birinde, bir adam uyandığında kendini tanımadığı bir odada buldu. Açıklayamadığı bir sersemlik hissi dışında hiçbir şeyden emin değildi. Tüm çevresinde aynalar, renk renk dolaplar ve sehpalar vardı. Yer tanıdıktı ama orada ne arıyordu? Hatırlamaya çabaladıkça endişe baş göstermeye başladı. Hatırlamak, ama neyi? Açıkça ortadaydı ki, bu büyük bir tiyatronun soyunma odasıydı ama kendi rolü neydi? Aynaya her bakışında, keskin bir acı hissetti, çünkü aynada ona bakan kişinin kim olduğundan pek emin değildi. Birden kendini yalnız hissetti. Gidip dolaplardan birini açtı, aklına yapaak başka bir şey gelmemişti. İçinde çok önemli bir generale ait olduğu belli olan, titizlikle ütülenmiş, süslü bir uniforma buldu. Güçlü görünüşünden hoşlandı. Belki de bu kendi giysisiydi. Çabucak giyindi ve büyük boy aynalardan birinin önünde dikkatle dikildi. Umudunu kaybetti. Pek havalı bir kıyafetti bu gerçekten ama onun değildi. Ne kadar istemese de, üniformayı çıkardı. Bir başka dolabı denedi. Bir başka dolabı denedi. Bunun içinde rengarenk bir sirk giysisi vardı. Bir an bile beklemeksizin içine daldı. Yararı yoku. Ona uymadığı gibi, Giysi onu bir palyaço gibi gösteriyor ve hissettiriyordu. Umutsuzluğu arttı. Bir başka dolabı denedi.

Bu sefer ki bir devlet adamınınkiydi, bir sonraki dolap bir dilencinin. Durmadan dolaptan dolaba gitti. Çok azı üzerine uydu ve eğer uyduysa da ona doğru kıyafet gibi gelmedi. Son dolaba geldi. Açmalı mıydı? Kalbi çarpıyordu. Kapı kolunu tuttuğu anda başı fırıl fırıl dönmeye başladı, sanki daireler onu içine çekiyordu. Devam etmek için mücadele ediyordu. Ne de olsa bu dolap onun giysisinin bulunduğu dolap olmalıydı. Kalan tek dolap oydu. Kapı açıldığında nefesi kesildi. Dolap boştu. Bu kadarı onun için çok fazlaydı. Yere yığıldı. Çevresine toplanmış endişeli insnaların sesleriyle uyandı. Alnına hoş bir serinlik veren soğuk bir bez konmuştu. Birisi ona iyi olup olmadığını soruyordu. Hafifçe başı ağrıyordu. Ardından, tüm dolaplara birer birer boşuna bakışı aklına geldiğinde, bir an için dehşete kapıldı. Aynı hızla derin bir dinginlik duygusu geldi ve korku başını aldı gitti. Dinginlik kaldı. Kim olduğunu hatırlamıştı. Her şeyi hatırlamıştı. O gece, tiyatro açılmadan evvel kontrol turlarını atarken, giysi odasında ayağı kayıp düşmüş ve başını çarpmıştı. Darbe onan geçici ve acılı bir şekilde, sahnede rol alan karakterlerden biri değil, tiyatronun sahibi olduğunu unutturmuştu.

Bu öykü bize, eğer gerçek kimliğimizi bilmiyorsak, endişe kendinden şüphe ve daha bir sürü umutsuz ruh halinin sahne ışıklarına doğru üşüşerek, sahneyi ele geçireceklerini öğretiyor. Bir kez bu yüksek kendini tanıma durumuna geldiğimizde, kendimizi tanımamaktan kaynaklanan acılı sorunlar kendiliğinden kaybolur. Kendi hakkımızdaki korkularımızın yerini, dingin bir kendine hakim olma duygusu alır." Vazgeçebilmek - Guy FINLEY 64. Sayfa


"Kendine hakim olmak" cümlesi beni rahatsız etse de şu an içinde olduğum durumu açıklıyor. Cümleyi kötü bir şekilde algılamam da tamamen benimle alakalı. Çünkü ne zaman kendine hakim ol kübra desem, durum hep daha çok kötüleşti.

"İçinde bulunduğum kaosu, "mutlu olmalıyım, sinirlenmemeliyim, güçlü durmalıyım" cümleleriyle, kesik, sıkışık bir şekilde yaşayıp, süreci uzattım.


Peki;

"Ben kimim ki rol yapıyorum?" C.B.



0 görüntüleme

©2020, Satori