Çok Düşünmek? Sanırım o an, anda olmamalıydım. Belki Duvarlara da İhtiyacımız Vardır

Bir olay üzerinde çok düşündüğümde konuşmaya ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Çoğu zaman da bunu konuşacağım biri yok diyerekten aynanın karşısına oturup yarım saat kadar kendimle konuşuyorum.

Yetmiyor.

Yeniden aynanın karşısına geçiyorum, belki bir saat daha konuşmaya devam ediyorum.

Bazen rahatlayıp hayatıma devam ediyorum bazen de "rahatladın mı" gibi sorular sorup "haklı çıkmaya çalışıyorsun" gibi cevaplarla boğuşurken buluyorum kendimi.

Kendine anlattığın bir şeyi bile yanlış anlayabilirken, insanlardan "ben her daim anlaşılmak istiyorum" duvarını örüyoruz.

Karşı tarafa her bir şey anlattığımızda anlaşılmayı bekleyip, anlaşılmadığımızda gizli anlaşmalarla kaçak tuğla örüyoruz. Ve bu duvar çok sağlam oluyor, gizli anlaşmalar ortaya çıksa bile.

"Ben senin ... şeklinde düşündüğünü düşünüyordum.

... hareketini beni kırmak için yaptığını düşünmüştüm o yüzden öyle davrandım."


Gizli anlaşmaları hayatımdan çıkarmaya başladım. Net olursam anlaşılırım gibi bir fikir oluşmuştu. Bunu da tam anlamıyla görev aşkıyla yapıyordum,

"Ben böyle hissediyorum sana karşı net oluyorum, sen de bana karşı net ol."

Dolayısıyla yeni bir etiket edinmiştim. Artık duygularını direkt olarak aktaran biri olacaktım. Çünkü ne kadar haksız çıkarsam çıkayım, herkesin tabu olarak gördüğü duygu aktararımını yapabildiğim için güçlü bir insan olarak tanımlayabilirdim kendimi.


Geçende arkadaşımla konuşurken bana; "başkalarının düşüncelerinin keskinliğinden etkilenmiyor olabilirsin ama insanların temel içgüdüsü onaylanmak" gibi bir cümle kurdu. Bunu söyledikten sonra başka bir yerde duyduğum, bebekken, çocukken onaylanmaya ihtiyacımız var cümlesi geldi aklıma. Bu, hayatta var olma çabası (cotanus) için bir içgüdü veya dürtü mü? Yoksa çocukken derinlere gömdüğümüz belki farkında bile olmadığımız travmalarımız veya iyi olduğumuzu düşündüğümüz bir konuda alkışklanmadığımız için mi onaylanmaya ihtiyacımız var hayatımız boyunca?

Düşündüğümde, yukarıda anlattığım direktifimde, kapaklı bir onay silsilesi. Yine birini "ben farklıyım" algısına sokmuştum.

Bu kadar "dünya herkesin tarafında dönüyor" mottosunu savunurken neden farklı olmaya çalışıyordum? Bu da mı bir var olma çabası?

Yoksa içimizdeki "muhteşem" imgesini yapıştırdığımız özümüze mi ulaşmaya çalışıyoruz?

Özüm, o kitaplarda bahsedilen gibi dingin biri mi?

Ben neye ulaşmaya çalışıyorum, özüme mi yoksa kitaplarda bahsedilen tanımdaki kişiye mi?

Her zaman anda olmalı mıyım?

Her zaman duygularımı belli etmeli miyim?

Her zaman doğruyu söylemeli miyim?

Her zaman düzgün biri mi olmalıyım?

Her zaman sevilmeli miyim?

Her acının, mutluluğun geçeceğini söylediğimiz gibi kendimizden sürekli "bir karakter" olmayı bekliyoruz. Yapamayınca da karaktersiz ilan ediyoruz.

Aynı şeyleri döngüsel bir şekilde birbirimize yapıp karaktersizlikle suçluyoruz. Belki buna da ihtiyacımız vardır.

Bunu söylemek kalbimde bir sancı yaratsa da dünyada ki her şeye ihtiyacımız var gibi.

Duvarlara da, duvarları yıkmaya da., yanlış anlaşılmaya da,

Gizeme de..


The secret kissing of the sun and moon



13 görüntüleme

©2020, Satori